‘KARA VESİKA’NIN ARTİSTANBUL FESHANE’DE GÖSTERDİĞİ BOŞLUK
Artİstanbul Feshane, eşsiz bir kamusal sanat merkezi olma iddiasıyla yola çıkarken, yenilikçi ve öncü bir vizyonla hem İstanbul’un hem de ülkenin kültür-sanat altyapısını beslemeyi ve sanatçıların ifade özgürlüğüne vurgu yapan bağımsız bir alan yaratmayı vaat etmişti. İlk etkinliği olan “Ortadan Başlamak: Feshane Umut Buluşması” sergisiyle, dayanışma ve katılımın kamusal alandaki önemine dikkat çekilmiş, özgürlük alanı olacağı vurgulanmıştı. Daha yaşanılır, eşitlikçi, çoğulcu ve farklılıkları da açığa çıkaran, özgür bir geleceğin tüm çağrışımlarına geçit aralamıştı.
2019’da “Şeffaflık Taahhütnamesi”ni imzalayan ve bunu yönetim anlayışının temel ilkelerinden biri olarak duyuran İBB’nin, Artİstanbul Feshane’de bu taahhüdü hayata geçirmediği görülüyor. Örneğin, Ahmet Güneştekin’in “Kayıp Alfabe” sergisi ve daha önce gerçekleşen, 6 ay ve daha uzun süreye yayılan diğer sergilerde, bağımsız kurulların varlığı, seçim kriterleri veya sürecin adil ve şeffaf bir şekilde yürütülmesi gibi temel prensipler göz ardı edildi. Bu süreçler, kamu kaynakları kullanılarak, güçlü bağlantılara ve kişisel sermayeye sahip kültür-sanat aktörlerine teslim edilip ihya edilirken, bu durum kent ve kültür hakkı gaspını da açık bir şekilde somutlaştırdı.Bu konularda yöneltilen eleştiriler ise cevapsız bırakıldı. Mekânın gerçek emekçileri ve özneleri üretim alanı ve gereken yapısal destekten yoksun bırakılarak görünmez kılındı.
Artİstanbul Feshane’nin yenilikçi bir sanat mekânı olma iddiası, kapsayıcı olmaktan uzak merkeziyetçi politikalar ve seçkinci bir yaklaşım tarafından gölgelenmektedir. Kürtçe ezgilerin yankılanacağı bir konserin hâlâ yapılamamış olması, dil hakkı gibi temel bir insan hakkını yok saymakla kalmıyor; aynı zamanda kültürel çeşitliliğin korunması ve aktarılması yönündeki uluslararası taahhütleri de açıkça ihlal ediyor. Bu durum, Feshane’nin ifade özgürlüğünü destekleyen bir alan olma iddiasına ciddi bir darbe vuruyor.
Artİstanbul Feshane, bugün vaat ettiği değerlerin zeminini kaybetmekte; dayanışma ve katılım gibi ilkelerin yerine boş bir gösteriyi öncelediği görülüyor. Ancak bu boşluk, sanat dünyasında epeyce geriye ve içe çekilen güçlü bir eleştiriselliğin ve dayanışma çağrısının yükselmesi için bir fırsata dönüşüyor. Helen Keller’in, “Tek başımıza çok az şey yapabiliriz; birlikte ise çok şey” sözleri, bu derin dönüşümün ancak kolektif bir çabayla mümkün olabileceğini güçlü bir şekilde ifade ediyor. Art İstanbul Feshane’nin, kapsayıcı ve özgürlükçü bir platform haline gelebilmesi için yalnızca sözde değil, pratikte de çeşitliliği ve eşitliği savunan bir yaklaşımı benimseyerek adil, şeffaf ve hesap verebilir bir zeminde kendini konumlandırması en önemli öncelik olarak önümüzde duruyor.
‘Kara Vesika’ başlıklı işimle, piyasanın popülist içerik üretimi ve tüketimini yönlendiren yapısını gözetip, bundan nemalanarak, yaşanan acıların üzerinde tepinerek, dönemin çizdiği çerçevenin dışına çıkıp yüzleştirmeyi ve failleri görünür kılmayı denemektense, yaşanan tüm acıları teşhire sunan, kitschleştiren bir içerik üretim biçimini önceleyen; bunu bir gösteriye dönüştüren Ahmet Güneştekin’in, başta Artİstanbul Feshane’nin ve kendisinin yarattığı boşluk üzerinden çerçeveleterek görünürlüğünü artırmak, tarihsel olarak belgelemek ve başka kültür-sanat aktörlerinin buna tevessül etmesinin önüne bir engel koymak istedim.

Yorumlar
Yorum Gönder